Obezite

Obezite Nedir?

Obezite çok ciddi sağlık sorunlarına yol açan ve maalesef yaşam süresini kısaltabilen bir hastalıktır. Obezitenin tanımlanması ve sınıflaması için Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO- World HealthOrginization) Vücut Kitle indeksi (VKİ) hesaplaması kullanmakta ve adeta tüm dünyada ortak bir dil oluşturmaktadır. VKİ 30’un üzerinde olan bireyler obez olarak değerlendirilir.

Obezitenin sıklığı tüm dünyada giderek artmaktadır. Dünya sağlık örgütünün öngördüğü rakamlar ise ürkütücüdür. 1960’ lı yıllarda % 10’un altında görülen obezite 2000 li yıllarda %30 lara ulaşmıştır ve bu ivmeyle artması durumunda 2030 yılında dünya nüfusunun yarısının obez olması beklenmektedir.

Obezite Nedenleri Nelerdir?

Obezite, enerji dengesinin bozulması sonucunda oluşmaktadır. Enerji alımının, tüketiminden fazla olduğu koşullarda enerji dengesi bozulmaktadır. Çeşitli davranış değişiklikleri, fizyolojik, psikolojik, genetik, medikal, endokrin ve terapötik nedenler obezitenin oluşumunda etkili olmaktadırlar.

Yaşla beraber fizik aktivitenin azalması ve sedanter yaşam veya spor yapanların iş değişikliği, sosyal etkiler ile bu alışkanlıklarını bırakmaları, sürekli evde oturma eğilimleri, düzensiz gıda alınması, öğün aralarında atıştırmalar, sık sık enerjiden zengin gıda ve içeceklerin tüketilmesi özellikle yağ içeriği zengin gıdalar ve alkol alınması gibi değişiklikleri, sonunda obeziteye neden olmaktadır. Psikolojik Faktörler; de obezitenin nedenlerindendir. Özellikle batı toplumlarında çok görülmektedir. Emosyonel stres, depresyon ve mental hastalıklar ile obezitenin ilişkisi bilinmektedir. Çünkü bu hallerde davranış bozuklukları yeme alışkanlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Endokrin Hastalıklardan; Hipotiroidizm, Cushing Sendromu, Tip 2 Diabet, Hipotalamik Tümörler ve bazı ender genetik sendromlar da obezite nedenlerindendir. Terapötik; olarak kullanılan bazı ilaçlar da obeziteye neden olabilmektedir. Bunlar, trisiklik antidepresanlar, steroid kontraseptifler, kortikosteroidler ve epilepside kullanılan valproatdır. Bütün belirtilerin dışında şüphesiz obezitenin önemli bir nedeni de ailevi yatkınlıkdır.

Prof. Dr. Adem DERVİŞOĞLU

Adem Dervişoğlu, 1966 yılında Rize Çamlıhemşin 'de dünyaya gelmiştir. İlk ve lise eğitimini Ankara 'da tamamlayan Adem Dervişoğlu; 1990 yılının sonunda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi bölümünde lisans eğitimini tamamlamıştır. Tıpta uzmanlık, doktora ve yeterliliğini 1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır..

Adem Dervişoğlu, doktora tezi ve yeterlilik çalışmasını ‘’ Deneysel akut pankreatit modelinde pankreatit tedavisine süperoksit dismutaz, prostaglandin-E ve somatostatin’in etkisi’’ konusu ve uzmanlık tezi başlığı altında yapmıştır. Tezi sırasında Prof. Dr. Haluk Saner ile çalışmıştır.

Devamını Oku...

Obezite Tedavisi Nasıl Yapılır?


‘’Öncelikli olarak fazla kilolarınızın kaderiniz olmadığını, bu fazla kilolardan tıbbi yardım ile kurtulabileceğini bilmelidir’’ Vücut Kitle İndeksiniz 30kg/m2nin üzerinde ise mutlaka tıbbi yardım almalıdır. Öncelikle konservatif yöntemler dediğimiz diyet, spor, akupunktur ve bazı ilaçlar kullanılarak yapılan tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınmaya çalışılmalıdır.

En az 2 diyet programı veya 6 altı aylık diyetten sonra kilo veremeyen veya kilo verdikten sonra eski kilolarına geri dönen hastalar morbid obezite cerrahisi adayıdır.

Laparoskopik Sleve Gastrektomi (Tüp Mide) Ameliyatı Nedir?


Obezitenin cerrahi tedavisinde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en yaygın uygulanan yöntem Sleeve Gastrektomi ya da genel olarak bilinen adıyla Tüp Mide, mide küçültme diye bilinen yöntemdir. Tüp mide dışında özellikle metabolik sendromu olan yani Tip 2 Diyabet (Şeker hastalığı), kolesterol yüksekliği, hipertansiyon *(Yüksek tansiyon)’ un obeziteye eşlik ettiği durumlarda Gastrik By Pass cerrahlar tarafindan sıklıkla uygulanan cerrahi tedavi yontemidir. Bu ameliyatlar laparoskopik sistemle uygulanan ameliyatlardır.

Tüp mide ameliyatı teknik olarak midenin depo görevi gören geniş kısmının çıkarılması işlemidir. Böylece normalde 1.5-2 lt hacmi olan mide kabaca 150-200 ml hacminde (kabaca irice bir muz) ince bir tübe dönüştürülmesinden ibarettir.

Uygulamada kilo kaybını sağlayan iki etken bulunmaktadır: Birincisi mide hacminin küçültülmesine bağlı kilo kaybıdır. İkincisi ise endokrin etki olarak tanımladığımız; çıkartılan mide bölümünden salgılanan ve açlık hormonu olarak tanımlanan GHRELİN hormon seviyesinde düşme sonucu tokluk hissi oluşumudur.

Tüp mide uygulanan hastaların, 1-2 yıllık dönemde fazla kilolarının %65-75’ni kaybetmeleri mümkündür. Uyumlu hastalarda bu kilo kaybı oranı daha da yükselebilmektedir. İyileşmek için yıllarca beklemeniz gerekmez.

Tüp mide ameliyatının başlıca avantajları sindirim sisteminin doğal akışını değiştirmemesi, böylece daha az vitamin ve mineral eksikliğine yol açması, Dumping sendromunun görülmemesi, mide bandına göre çok daha az reflü yakınmasına yol açması ve vücuda yabancı bir cisim yerleştirilmemesi iken; en önemli dezavantajları ise relatif olarak uzun bir stapler, yani kesi hattı içerdiğinden stapler hattından kanama ve kaçak riski ile, bandın aksine geri dönüşsüz bir metod olmasıdır.

Tekniğe uygun yapılan tüp mide ameliyatlarından sonra, hastanın da beslenme kurallarına uyumu iyiyse bulantı, kusma, ağrı gibi yakınmalar son derece nadirdir. Açıkçası, sleeve gastrektominin ameliyattan sonra yaşam konforunu etkileyebilecek tek belirgin etkisi reflüdür. Dahası, hastaların bedeninin tüp mideye alışma süreci mide bandı ve bypasstan daha iyi olmaktadır. Tip 2 diyabetin düzelmesi konusunda sleeve gastrektominin etkinliği gastrik bypassa yakın veya eşittir. Ancak uzun vadede diyabetin tekrar ortaya çıkabildiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Ameliyat süresi açısından sleeve gastrektomi bypasstan çok daha avantajlıdır. Yaşam kalitesi açısından her iki operasyon da benzer etkilere sahiptir.

Laparoskopik Gastrik Bypass Ameliyatı Nedir?


Gastrik bypass hem hacim kısıtlayıcı, hem de emilim azaltıcı özellikler içeren kombine bir prosedürdür. Ameliyatın ilk bölümü, midenin üst kısmında yaklaşık 20-25 ml hacminde küçük ve yeni bir mide poşu yaratılmasıdır. Bu sayede, çok küçük miktarda gıda ile doyma hissi sağlanır. Sürekli küçük miktarlarda yemek ve buna karşılık doyma hissinin oluşması kilo kaybına yol açar.

Ameliyatın ikinci kısmı olan bypass ise kelime anlamı olarak köprüleme demektir. Yani midenin kalan kısmı ile bir miktar ince barsak atlanır. Bu bölüm mide asidi, safra ve pankreas sıvıları gibi sindirimde rolü olan enzimleri iletme görevine devam eder. Oluşturulan yeni mide kısmı ise ortalama 150-200 cm aşağıdaki bir ince barsak segmentine ağızlaştırılır. Yani, gıdanın midenin kalanı ve 2 m’lik ince barsağa hiç uğramadan ince barsağın ileri seviyelerine atlatılması sağlanır. Bu işlemin bir etkisi, sindirim sıvıları ile karışmadığından 2 m’lik ince barsakta olacak emilimin gerçekleşmemesidir. Yani alınan gıdaların bir kısmı emilmeden atılmış olur.

Gastrik bypas tarafından en dramatik şekilde iyileşme gösteren obeziteye ilişkin yandaş hastalık Tip 2 Diabetes Mellitus’dur (DM). Diyabet hastalarının %82-98 oranında hastalıklarının tam olarak iyileşme gösterdiği belirtilmiştir. Diyabetin azalması insülin duyarlılığında artış etkisi iyi bilinen kilo kaybına bağlanabilir, böylece glikoz toksisitesi ve lipotoksisitesi azaltılır ve hücre fonksiyonu iyileştirilir.

GB’nin insulin salgılanması etkisini düzeltmesinden sonra barsak hormonlarında olumlu değişiklikler oluşturur. Ghrelin ameliyat sonrası azalma ihtimali olan bir hormondur, Ghrelin’nin uyarılması insanlarda Glukagon Like Peptide-1 (GLP-1) hormonu ve Glukoz Bağımlı İnsülinotropik Peptide (GIP) enteral besinlere karşın insülin sekrasyonunu stimule eden klasik incretinlerdir. Gatrik bypass sonrası, mideye inen besinler, üstbarsağın bir bölümünü atlayarak son barsağa daha kolayca ulaşır. Gastrik bypass sonrası son barsaktan besinlerin daha büyük postprandiyal bolusu GLP-1 seviyelerini yükseltmektedir. Bu da bir son barsak hormonu olduğu için, seviyeleri, gastrik bypassdan sonra, özellikle yemek yenildikten sonra artmaktadır ve buda kilo kaybına yardımcı olduğu düşünülmektedir.

Gastrik bypass ameliyatı obezite mücadelenizde çok kuvvetli bir silahtır, ancak mucizevi bir tedavi değildir. Hastaların çoğu fazla kilolarının % 65-90’ını ilk yıl içinde verirler. Gastrik bypass ayrıca obeziteyle ilişkili yandaş hastalıkların tedavisinde de mükemmel sonuçlar sağlar. Bunların başında Tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, yüksek kolesterol ve asid reflüsü gelir.

Ameliyat Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?


Tüm diğer ameliyatlarda olduğu gibi, burada da hastalar sağlıklı beslenme kuralları ve düzenli egzersiz gibi önerilerimize uymadıklarında kilo kaybı yavaşlayabilir ve hatta geri kilo alımı görülebilir.

Ameliyat hastaların normal beslenmeye geçmeleri 6-8 haftayı almaktadır. Hastalar öncelikle sıvı gıdalar ile başlarlar. 1-2 haftalık alışma dönemleri sonrasında blendirize ürünler, yumuşak gıdalar ve normal gıdalar şeklinde devam etmektedir. Beslenmede öncelik proteinlerde olmalıdır. Günde en az 60 gr protein almalısınız. Yemekten 30 dakika önce veya sonar su içmelidir. Ölü’ işlenmiş yemeklerden, fast food’dan, kolay ve hazır yemeklerden uzak durulmalıdır. Hayatınızın geri kalan bölümü için, yapacağınız plan “Önce Protein, ardından kalsiyum, sonra vitaminli, lifli ve posalı sebze/meyveler” olmalıdır.

Günde En az 6-8 bardak su tüketmelidir. Su dışında hiçbir sıcak ya da soğuk içecek su ihtiyacınız yerine geçmeyecektir. Günlük su tüketiminiz sadece sağlıklı beslenmeniz için değil, böbrek fonksiyonlarınız, cildiniz ve sinirleriniz için de hayati ihtiyaçtır.

Öğün atlamamalıdır. Uzun süre aç kalınmamalıdır. Günde en az 3 ana öğün ve en az 1–2 protein ağırlıklı ara öğün yapmalıdır. Hastalar 4 saatten daha fazla aç kalmamalıdır. Gıdalar iyi çiğneneyek tüketilmelidir. Katı gıdalar sıvılar ile birlikte alınmamalıdır. Sıvılar yemekten yarım saat once veya sonra alınmalıdır. Gazlı içecekler alınmamalıdır. Ameliyat olduktan sonra kişilerin yemeklerde gazlı içecek içme ihtimali daha yüksektir ve işte bu gazlı içecek ile yemek bileşimi sizi sonunda geri kilo almanıza neden olacaktır. Hamburger ve patates kızartması vb gıdalardan vazgeçmek gerekir.

Özellikle ilk altı ayınızda alkolün asit ve kalori seviyesinden kaçınmak gerekir. Midenizin büyük bir bölümü çıkartıldığı ve/veya bağırsaklarınız yarıdan kesilerek bypass yapıldığı ve bu durumda vitamin almaya gereksinim vardır.

Abur cubur gıdaları ara atıştırmalık olarak kullanmamak gereklidir. Aldığımız karbonhidrat kaliteli (kompleks karbonhidrat) olmalıdır. (Meyveler, kuru meyveler, kuru baklagiller, lifli gıdalar, yulaf)